16 Kasım 2014 Pazar

Her Aşk Bir Orospu Yaratıyor



   Hayatında bir kere, birine yana yana aşık olan ve sonra kaybeden herkes bilir bu gerçeği. Yolunu kaybeden aşklar, bir orospuya gebedir. Hayatın kendisi bir kerhane çünkü, kaçışı yok. Ve orospuluğun da cinsiyeti, kişiliği yok.




   Çok eskidendi, belki dokuz, belki on yıl önce. Onunla ilk tanıştığımda hayalleri, idealleri olan genç bir çocuktum. Çok yaralıydık belki ikimiz de, ama bir şekilde birlikte dünyaya tutunmayı başarabilmiştik. Hem sevgili, hem arkadaş, hem aile gibiydik. 
                      
   Bütün renklerin, seslerin ötesine uzanan gizli bir yol keşfetmiştik. O gizli yolda kimse görmeden severdik birbirimizi. Ayın gülen yüzünde dans ederdik. Işığını bizden alırdı ay. Gökyüzünü maviye boyardık her sabah, kuşlara uçmayı öğretirdik. Denizin tuzuyduk, çiçeklerin yaprakları. Güneşe dokunurduk, yanardı. Denize dokunurduk, dalgalanırdı. Bir ağaca dokunurduk, bahar gelirdi. 

   Sokaklar evimiz gibiydi. Çok paramız yoktu, kışın bile sokaklarda gezerdik hep. Tek bir atkıya sarınırdık, elele tutuşarak ısınırdık. Bazen bir banka oturup mandalina yerdik, hayaller kurardık. Kimseden korkmadan öpüşürdük, kimseyi katmadan yaşardık sevgimizi. Biz birbirimize yazılmıştık ya hani, başka hiçbir şey umrumuzda olmazdı.

   Çırılçıplak soyunduk bir gece. Dokundum, onun bir şiirden yaratılan bedenine. Cennetten bir gece çalmışcasına sokulduk birbirimize. Terli kasıklarından öptüm, göğsünün kokusunu içime çektim. Dudakları göğüslerimde gezindi, meme uçlarımda, göğüslerim çiçek açtı sanki. Önce yatak tutuştu, sonra bütün oda alev aldı, biz o alevlerin arasında serin bir su gibi yüzdük. Çok toyduk ama, korktuk aşkın zirvesine çıkmaktan. Sadece dokunmakla, öpmekle yetindik, daha ileri gidemedik. Bedenlerimizi içiçe geçiremedik, tamamlayamadık o mucizevi ayini. Çırılçıplak sarıldık, uykuya bıraktık kendimizi. Göğsünü koklayarak uykuya daldım, göğsünü koklayarak uyandım uykumdan. Daha sıkı sarıldım, hiç bitmesin diye bu masal.

   Sonra bir gün onsuz bir dünyaya uyandım. O yoktu, gökyüzü mavi değildi. Güneş yanmıyordu, ay karanlıktı. Kuşlar başka yerlere göç etmişti, denizler durulmuştu. O günden sonra bahar hiç gelmedi. O bir gece alev alev yanan yatağım buz dolu bir küvete dönüştü, ben bir masal prensesinden kül kedisine dönüştüm, o gizli yolumuz kayboldu, bahçelerimiz harap oldu. Bir daha hiç yolumu bulamadım.

   Ona kızdım, kendime kızdım, birbirimizi kaybetmiş olmamıza kızdım. Bütün renkler anlamını yitirdi, bütün masallar, bütün hayaller. Rüzgarda savrulan bir yaprak gibiydim artık. Nereden geldiğimi, nereye gittiğimi unuttum. Bir gün hiç tanımadığım bir adama yanaştım ve yattım o adamla. İlk cinsel birliktelik, ilk seks. Hiçbir anlamı yoktu. Hiçbir şey hissetmedim. Sadece kırgın ve kızgındım kendime. Onunla olamamıştım ya, kiminle olduğum önemli değildi artık. Onun kokusunu silmek istedim, yok etmek istedim kendimi. Öldürmek istedim bütün umudumu, benimle birlikte bütün güzel duygularım, umudum da ölsün istedim.

   Kendimi aşağıladım, dibe vurana kadar batmak istedim. Başka adamların altına yattım, üstlerinde inledim. Ağladım bazen o adamlar farketmeden, gözyaşımı bile öldürmek istedim. Sevdiğim bazı adamlar da oldu ama, sevmeye başladıkça kaçtım hep. Yalanlar söyledim hepsine, yalandan bir dünya kurdum, kandırdım. Yüzümü onda bıraktım, yüreğimi onda bıraktım çünkü. Ona söylemek istediklerimi başka adamlara söyledim, ona yazdıklarımı başka adamlara okudum. Onu özlediğimde başka adamlara sarıldım, başka adamlarla uyudum.

   Ondan hiç kopamadım, bazen aradım onu, bazen o aradı beni. Bazen görüştük, oturup sohbet ettik. Her şey yolundaymış gibi yaptım, onsuz da mutluymuşum gibi yaptım. Birkaç defa yeniden denedik birlikte olmayı, beceremedik. Her seferinde yaralarımızı kanatarak, yeni yaralar açarak ayrıldık. Sonra pes ettik. Kayıp hayatlarımıza döndük. 

   Ona hissettiklerimi hiçbir zaman anlatamadım. Gururdan mı, yoksa korkudan mı bilmiyorum. Başka adamlara onu hayal ederek anlattığım şeyleri ona hiç söyleyemedim. Onu özlediğimi söyleyemedim, onu nasıl sevdiğimi, onunla bir an olsun yanyana olmak için canımı bile vereceğimi, onun benim için hem hayat, hem ölüm olduğunu, nerede, kiminle olursak olalım onu sevmekten vazgeçmediğimi hiç söyleyemedim. Bazen ölmesini istedim, ölseydi bekleyemezdim onu, içime gömerdim, böylesine öfke ve tutkuyla dolu olmazdım. Belki başka birine bile aşık olabilirdim, hayatıma devam edebilirdim belki. 


   Ama o hala yaşıyor, bir yerlerde, başkalarıyla. Biz hala konuşuyoruz bazen, iki arkadaş gibi. Sesini duyunca ayaklarım yerden kesiliyor hala. Hala özlüyorum onu, ağlıyorum bazen. Ama artık gözyaşlarımı öldürmek istemiyorum. Bazen bir orospu oluyorum, bazen küçük masum bir kız çocuğu, bazen olgun oturaklı bir kadın. Dibe vurdum, dünyanın dibini gördüm, hayatın dibini, aşkın dibini. Şimdi akıntıya bıraktım kendimi, sanırım yavaş yavaş büyüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder