Hayatında bir kere, birine yana yana aşık olan ve sonra kaybeden herkes bilir bu gerçeği. Yolunu kaybeden aşklar, bir orospuya gebedir. Hayatın kendisi bir kerhane çünkü, kaçışı yok. Ve orospuluğun da cinsiyeti, kişiliği yok.
Çok eskidendi, belki dokuz, belki on yıl önce. Onunla ilk
tanıştığımda hayalleri, idealleri olan genç bir çocuktum. Çok yaralıydık belki
ikimiz de, ama bir şekilde birlikte dünyaya tutunmayı başarabilmiştik. Hem
sevgili, hem arkadaş, hem aile gibiydik.
Bütün renklerin, seslerin ötesine uzanan gizli bir yol
keşfetmiştik. O gizli yolda kimse görmeden severdik birbirimizi. Ayın gülen
yüzünde dans ederdik. Işığını bizden alırdı ay. Gökyüzünü maviye boyardık her
sabah, kuşlara uçmayı öğretirdik. Denizin tuzuyduk, çiçeklerin yaprakları.
Güneşe dokunurduk, yanardı. Denize dokunurduk, dalgalanırdı. Bir ağaca
dokunurduk, bahar gelirdi.
Sokaklar evimiz gibiydi. Çok paramız yoktu, kışın bile
sokaklarda gezerdik hep. Tek bir atkıya sarınırdık, elele tutuşarak ısınırdık.
Bazen bir banka oturup mandalina yerdik, hayaller kurardık. Kimseden korkmadan
öpüşürdük, kimseyi katmadan yaşardık sevgimizi. Biz birbirimize yazılmıştık ya
hani, başka hiçbir şey umrumuzda olmazdı.
Çırılçıplak soyunduk bir gece. Dokundum, onun bir şiirden
yaratılan bedenine. Cennetten bir gece çalmışcasına sokulduk birbirimize. Terli
kasıklarından öptüm, göğsünün kokusunu içime çektim. Dudakları göğüslerimde
gezindi, meme uçlarımda, göğüslerim çiçek açtı sanki. Önce yatak tutuştu, sonra
bütün oda alev aldı, biz o alevlerin arasında serin bir su gibi yüzdük. Çok
toyduk ama, korktuk aşkın zirvesine çıkmaktan. Sadece dokunmakla, öpmekle
yetindik, daha ileri gidemedik. Bedenlerimizi içiçe geçiremedik, tamamlayamadık
o mucizevi ayini. Çırılçıplak sarıldık, uykuya bıraktık kendimizi. Göğsünü
koklayarak uykuya daldım, göğsünü koklayarak uyandım uykumdan. Daha sıkı
sarıldım, hiç bitmesin diye bu masal.
Sonra bir gün onsuz bir dünyaya uyandım. O yoktu, gökyüzü mavi
değildi. Güneş yanmıyordu, ay karanlıktı. Kuşlar başka yerlere göç etmişti,
denizler durulmuştu. O günden sonra bahar hiç gelmedi. O bir gece alev alev
yanan yatağım buz dolu bir küvete dönüştü, ben bir masal prensesinden kül
kedisine dönüştüm, o gizli yolumuz kayboldu, bahçelerimiz harap oldu. Bir daha
hiç yolumu bulamadım.
Ona kızdım, kendime kızdım, birbirimizi kaybetmiş olmamıza
kızdım. Bütün renkler anlamını yitirdi, bütün masallar, bütün hayaller.
Rüzgarda savrulan bir yaprak gibiydim artık. Nereden geldiğimi, nereye gittiğimi
unuttum. Bir gün hiç tanımadığım bir adama yanaştım ve yattım o adamla. İlk
cinsel birliktelik, ilk seks. Hiçbir anlamı yoktu. Hiçbir şey hissetmedim.
Sadece kırgın ve kızgındım kendime. Onunla olamamıştım ya, kiminle olduğum
önemli değildi artık. Onun kokusunu silmek istedim, yok etmek istedim kendimi.
Öldürmek istedim bütün umudumu, benimle birlikte bütün güzel duygularım, umudum
da ölsün istedim.
Kendimi aşağıladım, dibe vurana kadar batmak istedim. Başka
adamların altına yattım, üstlerinde inledim. Ağladım bazen o adamlar
farketmeden, gözyaşımı bile öldürmek istedim. Sevdiğim bazı adamlar da oldu
ama, sevmeye başladıkça kaçtım hep. Yalanlar söyledim hepsine, yalandan bir
dünya kurdum, kandırdım. Yüzümü onda bıraktım, yüreğimi onda bıraktım çünkü.
Ona söylemek istediklerimi başka adamlara söyledim, ona yazdıklarımı başka
adamlara okudum. Onu özlediğimde başka adamlara sarıldım, başka adamlarla
uyudum.
Ondan hiç kopamadım, bazen aradım onu, bazen o aradı beni.
Bazen görüştük, oturup sohbet ettik. Her şey yolundaymış gibi yaptım, onsuz da
mutluymuşum gibi yaptım. Birkaç defa yeniden denedik birlikte olmayı,
beceremedik. Her seferinde yaralarımızı kanatarak, yeni yaralar açarak
ayrıldık. Sonra pes ettik. Kayıp hayatlarımıza döndük.
Ona hissettiklerimi hiçbir zaman anlatamadım. Gururdan mı,
yoksa korkudan mı bilmiyorum. Başka adamlara onu hayal ederek anlattığım
şeyleri ona hiç söyleyemedim. Onu özlediğimi söyleyemedim, onu nasıl sevdiğimi,
onunla bir an olsun yanyana olmak için canımı bile vereceğimi, onun benim için
hem hayat, hem ölüm olduğunu, nerede, kiminle olursak olalım onu sevmekten
vazgeçmediğimi hiç söyleyemedim. Bazen ölmesini istedim, ölseydi bekleyemezdim
onu, içime gömerdim, böylesine öfke ve tutkuyla dolu olmazdım. Belki başka
birine bile aşık olabilirdim, hayatıma devam edebilirdim belki.
Ama o hala yaşıyor, bir yerlerde, başkalarıyla. Biz hala
konuşuyoruz bazen, iki arkadaş gibi. Sesini duyunca ayaklarım yerden kesiliyor
hala. Hala özlüyorum onu, ağlıyorum bazen. Ama artık gözyaşlarımı öldürmek
istemiyorum. Bazen bir orospu oluyorum, bazen küçük masum bir kız çocuğu, bazen
olgun oturaklı bir kadın. Dibe vurdum, dünyanın dibini gördüm, hayatın dibini,
aşkın dibini. Şimdi akıntıya bıraktım kendimi, sanırım yavaş yavaş büyüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder